1 Şubat 2011 Salı

127 Hours (2010)




Oscar adayı filmlerden bir diğerini daha izlemiş bulunuyorum. Ama ne izleme... Üç gün boyunca tam yatacağım saatlerde izlemeye başlayıp her seferinde belli bir süre izledikten sonra uykuya dalmış oluyordum :) En son dün filmin sonundaki yüksek sesli müziğe uyandım ne oluyoruz dedim. Tabii demekle kaldık aynen uykuya devam. Neyse en sonunda bugün yatış saatime yakın değilde akşam üzeri izledim filmin kalan kısmını ve rahatlıkla The Social Network'den iyi bir film diyebilirim.

Gelelim konusuna. Aron Ralston kendi başına buyruk bir dağcıdır. Tek başına bilinmeyen yerlere doğru keşifler yapmayı seviyordur. Günlerden bir gün yine kafasına eser ve kimseye haber vermeden büyük kanyona doğru yol alır. Yolda tanıştığı kızlara rehberlik eder ve güzel vakit geçirirler. Daha sonra kızları yolcu eden Aron yoluna devam eder. Kanyona geldiğinde yarıktan aşağı inmek için hazırlık yapar. Tam bu esnada tutunduğu kaya yerinden oynar ve dengesini kaybeden Aron aşağı doğru düşer. Büyük kaya parçasıda onunla birlikte aşağı düşer. Şans eseri kaya üzerine düşmez ama sağ kolu kaya ile kanyonun arasında kalmıştır. Ne kadar zorlasa da bir türlü kolunu kurtarmayı başaramaz. Bin bir türlü şey getirir aklına. İnsanoğlunun çaresizliğinin en güzel şekilde anlatıldığı hikayelerden biridir bu film. Gerçek hayattan alıntı olduğunu da söyleyelim. Hayatta kalma mücadelesinde Aron'ın başından geçenler ve yaşadıklarının anlatıldığı film genel anlamda sıkıcı gelebilir ama son bölümleri ve verdiği mesajlar oldukça iyiydi.

Çoğu kişi bu filmden sonra şunu düşünmüştür eminim. Bundan sonra anneme babama gideceğim yeri haber vermeden gitmeyeceğim :) Sizin nerede olduğunuzu bilmedikleri için yardım edecek kimseniz de bulunmuyor böyle bir olayla karşılaşırsanız. Nasıl ki bir kaza sonucu ölüm anını yaşadığını hisseden insanların hayatı gözlerinin önünde bir film şeridi gibi akıyorsa bu filmde de bu konu edinilmiş ve Aron'ın çıkarttığı dersler aktarılmış. Aklını kaybetme raddesine gelinen o anlar filmi izlerken bile sizi etkileyebiliyorken o anı yaşayan insanın nasıl bir durumda olduğunu hayal bile edemiyorum. Sonuç olarak en baştada söylediğim gibi bir kıyaslama yapacaksak oscar adayı filmler arasında Social Network'den daha etkileyici bir hikayesi var.

4 yorum:

CrocuS dedi ki...

Ben de çok beğendim bu filmi.Sanırım gerçek olduğu için.Daha da önemlisi öyle bir durumda ben olsam kesin öleceğim gerçeğini yüzüme vurduğu için...

Social Network çok duygusuz kalıyor bence bunun yanında,yani en azından benim sevmeyişimin nedeni o.

Neo dedi ki...

Evet böyle bir durumda bende olsam onun yaptığını yapamazdım sanırım. Kararlılığı ve sakin kalması sayesinde hayatda kalmayı başarıyor. İnsani duyguları güzel yansıtan bir film olduğu için etkili bir filmdi. Teşekkürler yorumun için.

hikaruivy dedi ki...

doğrusu bu filmi izlemeyi düşünmüyordum (yani konusuna bakınca sıkıcı olduğu izlenimini vermişti - kolu sıkışmış bir adamın 127 saatini anlatan bir film, ne bu yav??) ama yazın ilgimi çekmeyi başardı. ben de izleyip tekrar yorum yapmaya gelirim :) sevgiler...

Neo dedi ki...

Teşekkürler hikaruivy :) Yorumlarını bekliyorum.

Yorum Gönder

Newer Posts Older Posts