29 Ekim 2012 Pazartesi

Cloud Atlas (2012)

Bulut Atlası




Karakterler

Altı farklı sinema konusu çıkabilecek konuyu tek bir filmde bir araya getiren bir film Cloud Atlas. David Mitchell'in aynı isimdeki kitabından uyarlama olan film uzun süresine ve neredeyse hiç bir zaman artmayan temposuna rağmen sıkmadan kendini izletiyor. Tabii bunda altı farklı hikâyeyi anlatması da etkili oluyor. Kitaptan uyarlama ve çok komplike bir film ancak bu kadar yansıtılabilirdi sanırım. Oyunculukların hepsi çok iyi. Filmi izleyip eve geldiğimde imdb sitesindeki fotoğraflara ve yukarıda gördüğünüz karakterlere baktım fark etmediğim yüzler olduğunu gördüm. Makyaj o kadar iyi yapılmış ki bazı karakterleri ayırt etmekte zorlanacaksınız. Imdb gibi bir siteye girip bakmadan da kolayca kim kimmiş bilemezsiniz. Mesela Meksikalı kaçak kadının Doona Bae olacağı hiç aklıma gelmezdi. 

Dikkat! Bu yazı bolca spoiler içerebilir. Not olarak düşülmüş ve düşülmemiş filmin genel içeriğini anlatan ifadeler vardır.

Hugh Grant hele, Konaların Şefi rolünde ama o olduğunu anlayamadım. 


Yine Doona Bae'nin oynadığı Sonmi-451 karakterinin çalıştığı kafede şef olarak görev yapıyor.


Yine aşağıdaki resimde Halle Berry'i tanıyamadım. O kılıktayken tanırım diyenin de alnını karışlarım :)


Yine aşağıdaki resimde Doona Bae'yi tanıyamadım :)


Şimdi de biraz resimlerle beraber konulara değineyim. Sonmi-451'in hikâyesinden başlayalım. Güney Koreli oyuncu Doona Bae'nin canlandırdığı karakter aynı kişiden klonlanmış koloniler şeklinde Papa Song adlı kafede görev alan hizmetçilerin yaşamını konu alıyor. Bu klonlar işleri bitince uyutulma kabinlerinde bekletiliyorlardır. Özgür iradeleriyle hareket etmeleri yasaktır. Aksi durumda anında boyunlarındaki tasma bir ölüm silahına dönüşüp onları öldürüyordur.

Resimlerin büyük hallerini görmek için üzerlerine tıklayın











Gelecekteki Seul şehrinde ve dünyada teknoloji çok ilerlemiştir. İnsan olan bu hizmetçiler aynı zamanda kendilerinden üretilen bir tür sabunla besleniyorlardır. Beslenmeleri için verilen tek şey süt kutusu gibi bir pakette verilen sabun suyudur. Onunla nasıl hayatta kalıyorlarsa artık! Soonmi-451'in eline oradan kurtulmak için bir fırsat geçmiştir. Hae-Ju Chang ismindeki birisi onu oradan kurtaracaktır. Sonmi daha sonra ona aşık olacaktır. Hae-Ju Chang bu filmde adeta çekik gözlü Neo'yu oynuyor diyebiliriz. 


Dikkat buradan sonra Spoiler içeriyor.

Her güzel şeyin bir sonu olacağı gibi onların da kaçışları fazla uzun sürmüyor. En son verdiğim resimde sorgulanan Sonmi bütün gerçekleri anlatıyor. Karşısındaki kişi her ne kadar onu suçlu olarak sorgulasa da anlattıklarına o da inanmaya başlıyor. Nitekim en son sorusunda "başka bir hayat olduğuna inanıyorsun yani? Buna inananların olacağını düşünüyor musun?" Sonmi'nin gülümseyerek verdiği yanıt. En azından artık biri inanıyor. Sinema salonunda gülüşmeler :)
Spoiler bitti.

Güney Kore müdavimi olan benim için de ayrı bir zevkti Doona Bae'yi böyle bir filmde böyle uzun uzun görmek. Oldukça da başarılıydı. Ayrıca filmde Hae-Ju Chang ile oldukça cüretkâr sahneleri var.

Hikâyeleri birbirinden ayırdım ancak hepsi birbiriyle bağlantılı. Filmin afişinde de yazdığı gibi "Everything is connected".

İkinci hikâyemiz Pasifik okyanusunu geçmeye çalışan bir grup denizci. O dönemde ingilizler zencileri köle olarak kullanıyor veya öldürüyordur. Gemiye kaçak olarak binen Autua'yı Adam Ewing fark eder. Kendisinden yardım isteyen bu yarım yamalak ingilizce konuşan zenci adama yardım etmeyi istemez ilk başta. Çünkü verilecek tepkileri biliyordur. Adam'ın başına güneş geçer ve bayılır. Gemide doktor olarak görev yapan Isaac Sachs onun çantasında altın olduğunu bildiği için ilaç niyetine verdiği bir sıvı ile yavaş yavaş onu öldürüyordur. Adam Autua'ya yardım eder ve gemide personel olarak görev alır. Doktorun oyununu fark eden Autua bu sefer Adam'ı kurtarmak için mücadele eder.




Oradan kurtulup evlerine vardıklarında Autua yardımıyla eşi Tilda'ya kavuşur Adam. Eşinin babası zenci düşmanı bir adamdır. Yine burada öldürücü sözler mevcut.

Bir başka hikâyede ise Dermot Hoggins bir yazardır. Yayıncısı Timothy Cavendish'dir. En iyi kitapların ödüllendirildiği gece de onu eleştiren bir gazeteciye kafayı takmıştır Hoggins. Kitabındaki sıkıcılığı ve ilgi çekmeyen sonunu bütün konuklar önünde bir kez daha onun yüzüne vurunca Hoggins al sana ilgi çekici son der ve onu tutup terastan aşağı fırlatır :) Bu olaydan sonra Hoggins'in yazdığı kitap hit olur. Yayıncısı ise borç batağındadır. 

Dikkat buradan sonra Spoiler içeriyor.

Abisinden borç ister ve o da artık ondan bıkmıştır. Son çare olarak onu kendi kurduğu br huzurevine yatırır. Orasının bir otel olduğunu zanneden Cavendish kaçmak için planlar yapar. Bu hikâyeden çıkarabileceğimiz sonuç ise özgürlüğün ancak kısıtlandığında değerinin bilineceği olabilir.


Spoiler bitti.



Dördüncü hikâyede Dr. Henry Goose fizik profesörüdür. Geliştirdikleri nükleer enerji sistemi yüzünden tehditler alıyordur. Babasını da bu yüzden kaybeden gazeteci Luisa Rey olayı araştırmak için doktorun yanına gider. Aralarında bir yakınlaşma başlar ve o buluşmadan sonra ikisine de tuzak kurulur. 

Dikkat buradan sonra Spoiler içeriyor.

Doktor uçak kazasında hayatını kaybederken Luisa araba kazasında kurtulur. Peşini yine bırakmazlar. Bu kovalamaca da yukarıda Doona Bae'nin bahsettiğim Meksikalı kadın olduğunu söylemiştim. Onun diyalogları çok iyiydi. Luisa ve babasının arkadaşı kiralık katilden kaçarken onun evine giriyorlar ve kadın hiç durmadan ispanyolca konuşuyor. Kaçak olmadığını anlatıyor. İspanyolca olarak durumu izah eden Luisa ondan yardım istiyor ve saklanıyorlar. Hugo Weaving'in oynadığı kiralık katil içeri giriyor ve kadın yine motor gibi konuşmaya devam ediyor. Adam artık dayanamıyor. Koduğumun kancık kaçağı gibi bir şey söylüyor. Kovalamaca devam ediyor ve bir köşede onları yakalıyor. Tam ateş edecekken Meksikalı kadın arkadan baltayla kafasına indiriyor. Bu sefer ingilizce olarak "hiç kimse bana koduğumun kancık kaçağı diyemez" diyor. Ve saydırıyor o sinirle kafasına kafasına :) 


Spoiler bitti.




Beşinci hikâye: Zachary geri kalmış bir insan kabilesindendir. İnandıkları ve tapındıkları kişi Sonmi'dir. Evet ilk hikâyemizdeki Sonmi-451. İnsanoğlu'nun yaşayabildiği kalan tek adada yaşamaktadır Zachary ve insanları. Olg Georgie adını verdikleri bir şeytan ona musallat olmuştur. Olacakları önceden ona haber vererek aslında onu da koruyordur. Yamyam Kona kabilesinin baskınlarından birinde arkadaşını kaybeder. Old Georgie sayesinde gizlenmiştir. Günlerden bir gün Meronym adında yabancı birisi gelir. Üstün teknolojiye sahip bu insan uzaylı karışımı tür ilk başta orada yaşayanları tedirgin eder. Rüyasında gördüğünü kahine anlatan Zachary o sayede hem kendini hem de Meronym'i kurtaracaktır. 

Dikkat buradan sonra Spoiler içeriyor.

Ona borçlanan Meronym zehirlenen küçük kız Catkin'i kendine uyguladığı aşı ile kurtaracaktır. Bu Zachary'nin isteğidir. Kızı kurtarırsa ona gitmek istediği yerin yolunu göstereceğini söyler. Meronym dağın tepesinde bulunan üstü arıyordur.



Oraya gelme nedenini Olg Georgie'nin dürtüklemesiyle öğrenen Zachary dağa tırmanışlarında şeytanın sözünü dinlemez ve Meronym'in ipini bırakmaz. Zirveye ulaştıklarında yukarıdaki resimde görünen üste girerler. Meronym sistemi çalıştırarak dünya dışındaki galaksideki yakınlarına mesaj yollar. İçeride Zachary ve halkının tapındığı Sonmi'nin heykeli de vardır. Alttaki resim.



Geri döndüklerinde Konaların tüm halkı katlettiğini görür. Catkin saklanmıştır ve tek kurtulan o dur. Zachary Meronym ile birlikte intikamını alacaktır ancak orada daha fazla yaşamasının imkanı yoktur. Meronym ile birlikte uzay gemisine alınmasına müsaade edilir.


Artık onunla birlikte o gezegende yaşayacaktır. Aşağıdaki resimde de yaşlanmış halini göreceksiniz. Bu hikayenin bağlantısı gazeteci ile fizikçinin aşk hikayesi. Sonunda evrende ne kadar küçük bir yer kapladığımızı anlatıyor. Aynı şekilde Adam Ewing'in hikâyesinde eşinin babasına verdiği yanıtta buna benzer. Okyanusta bir damla kadarsınız sizin gibi insanlar sözüne okyanusta damlalardan oluşmuyor mu yanıtı.
Spoiler bitti.


Altıncı hikâye: Filme ismini de veren Bulut Atlası isimli bir klasik müzik eserinin oluşturulmasını ve onun arkasındaki hikâye anlatılıyor. Rufus Sixsmith ve Robert Frobisher gizli bir ilişki yaşayan iki "erkektir". Robert bir müzisyendir. Kafasında unutulmayacak bir eser oluşturma fikri vardır. Bunun için yaşlı müzik dehası Vyvyan Ayrs'ın yanına gider. Onunla birlikte Cloud Atlas altılısı eserini oluşturur. Robert eseri Ayrs ile paylaşamaz. İkiside birbirinin olduğunu iddia ediyordur. 

Dikkat buradan sonra Spoiler içeriyor.

Ayrs'ın onun gizli olarak yaşadığı ilişkiden haberi olduğunu da öğrenince esere onun da ortak olmasına razı olur. Bunu yaymakla tehdit ediyordur Ayrs. Aralarında çıkan tartışmada onu yaralar ve kaçar. Polis onu arıyordur. O ise onun öldüğünü sandığı için kaçıyordur. Sixsmith'e devamlı mektuplar yazıyordur. Her şeyden haberdar ediyordur onu. "İntihar etmek çok zordur. Cesaret ister. Hayır yanılıyorsunuz çok fazla cesaret ister." Bu sözlerle bir otel odasında yaşamına son verir Robert. Diğer yaşamımızda birlikte olabileceklerini yazar mektuba.





Hikâyenin belki de tümü bunu anlatıyor. Başka bir yaşam var ve yaşamlarımız bize ait değil. Sonmi'de bunu anlatıyor, Zachary'de. Hepsi öteki yaşamlarının yansımalarını anımsıyor bir anlığına.
Spoiler bitti.

Sonuç itibariyle bir başyapıt değil ama kötü de değil Cloud Atlas. En kısa zamanda tekrar izlemeyi düşünüyorum.

1 yorum:

S'onsuz dedi ki...

Epey merak ettim filmi =)

Yorum Gönder

Newer Posts Older Posts