24 Şubat 2012 Cuma

"Padam Padam..." (2011 - 2012)



Öncelikle bu diziyi izlemeye hiç niyetim yoktu. Lakin başrol oyuncusu dikkatimi çekmişti. Daha sonra twitter'da pi sayesinde konusundan biraz haberim oldu. Daha doğrusu fantastik olduğu koruyucu melek vs olduğunu öğrendim. Fantastik yapımlara karşı bir zaafım olduğu için kaçıramazdım bunu :) pi'ye teşekkür ederek konusuna geçiyorum hemen.


Haksız yere 16 sene hapis yatan Yang Kang Chil hapisteki son zamanlarında bir kavgaya karışır ve hapishane'de görevli gardiyanı öldürür. Tam serbest kalacakken başına bu kötü olay gelir ve idam cezasına çarptırılır. İdam edilir ve o anda bir mucize gerçekleşir. Önce zamanda ileri giderek bir arabanın kendisine çarptığını görür sonra zamanda geriye döner. Kavgadan önceki ana giderler. Hapishane'de model mahkum olarak görülen Kang Chil'in böyle bir şey yapmasını kimse beklemiyordur. O anı tekrar yaşarlar ve yine tam gardiyanı öldürecekken Kang Chil'in koruyucu meleği olduğunu iddia eden Lee Gook Soo ona engel olmaya çalışır ve o yumruğu atmaması için elinden geleni yapar. İstem dışı hareket eden Kang Chil zor da olsa yumruğu atmayarak hem ölümden kurtulur hem de hapishaneden tahliye edilir. 




Artık özgürdür ve hayatını yaşaması için önünde bir engel yok gibidir. Başına bu olayı yıkanlar onun peşini bırakmamakta kararlıdır. 16 sene içeride yatmış birisi dışarı çıktığında ne yaptığını bilmezse Kang Chil'de o durumdadır. Herkesten şüphe duyup ürkmektedir. En ufak bir kavgaya karışsa eski mahkum olduğu için kimse ona inanmayacak ve yine suçlu duruma düşecektir. Gook Soo ile birlikte tahliye olan Kang Chil artık annesinin yanına gitmek için yola koyulmuştur. İlk kez metroya binmiştir ve içerisi tıklım tıklımdır. Nereye tutunacağını bilemez bir haldeyken Jung Ji Na ile yüz yüze geleceklerdir. Kapıya sırtını dayanmış bir haldeki Ji Na'nın üzerine doğru itiliyordur. Durumdan rahatsız olan Ji Na ineceği durağa geldiğinde parmak işaretiyle tepkisini gösterir. İkilinin ilk karşılaşması böyle olmuştur. Evine gitmek üzere yoluna devam eden Kang Chil bir yandan da Gook Soo'dan kurtulmaya çalışıyordur. Ama Gook Soo onun peşini bırakmaz. Çünkü kendisi onun koruyucu meleğidir.



Bir yolunu bulan Kang Chil onu eker ve tek başına otobüsle yola koyulur. Yolda indikten sonra yağmura yakalanır ve terk edilmiş bir eve sığınır. Tam da o esnada Ji Na'nın arabası ona yakın bir yerde bozulmuştur. Rehber köpeği Tengei aracın içinden kaçarak Kang Chil'in olduğu yere gelir. Onun peşinden giden Ji Na orada Kang Chil ile karşılaşır. Yağmur dinmediği için geceyi aynı yerde geçirmek zorunda kalacaklardır. Fakat Ji Na çok çekiniyordur ve Kang Chil yağmurun dinmesinden sonra onun rahat etmesi için ayrılır ve yoluna devam eder. Bu esnada rehber köpeği devreye girer :)


Aracın yanına gitmesi için Kang Chil'i takip eder. Köpekten korkan Kang Chil ne yapmak istediğini anlamaz ilk başta. Sonra araca doğru gidince olayı anlar ve aracın kapısını telle açıp tamir eder. Sabah aracın başına gelen Ji Na aracının tamir edildiğini görür. Kang Chil kendisini de bırakmasını ister. Ji Na, Kang Chil'e aracın kapısını nasıl açtığını sorar. Pişkin bir şekilde telle diye sırıtarak bir cevap alınca daha da ürker. Zor da olsa aracına alır ve onu bir polis karakolunun önüne geldiğinde inmesi için uyarır. Daha önce yazmıştım en ufak bir kavgaya karışsa onun kimse doğru söylediğine inanmayacaktır. Çünkü o eski bir mahkumdur. Bu yüzden araçtan iner Kang Chil ve başka bir otobüsle evine doğru yine yol alır. Oraya gittiğinde annesinin dışarıda balık sattığını görür ve olay çıkarır. Çevredekiler ona engel olmaya çalışırken birisini dövecek duruma gelmiştir. O anda Gook Soo onun üstüne atlar ve tek gözü kapanıncaya kadar yumruklar. Onun koruyucu meleği olduğu için olaya karışmasını istemiyordur. Kang Chil'in çocukluk arkadaşı Min Hyo Suk onu en yakın sağlık kurumuna götürmek yerine bir veterinere getirir. Mahallelerinden tanıdıkları Ji Na'nın yeridir burası. Kader ağlarını örüyordur :) İkili üçüncü kez karşılaşacaktır.


Buraya kadar yazdıklarım ilk iki bölümün özeti sayılabilir. Kan Chil, Ji Na'ya aşık olacaktır ama bir araya gelmeleri imkansız gibidir. Nedeni ise hapis yatmasına neden olan olaydır. Ji Na dedektif Jung'un kızıdır. Öldürülen kişi ise Jung'un kardeşi, Ji Na'nın amcasıdır.

Konuyu buraya kadar anlatıp dizi ile ilgili yorumlarıma geliyorum.

Dizi diğer SBS ve MBC dizilerinden farklı olarak stüdyo ortamından daha çok gerçek mekanlarda geçtiği için daha bir sevdim. Oyunculuklar da iyiydi. Dram yönüyle sonuna kadar sizi mahvedebilir. Alttaki videolar en fazla etki yapan yerlerdi bana göre.

Diziyi izlemeyi bitirmeyenlerin aşağıdaki videolara bakmamasını tavsiye ederim. 

Son bölümün son anlarına kadar sonucu bilemediğimiz sürükleyici bir diziydi. Favori dizilerim arasına girdi. 9 puanı verdim bile. İzlemeyenlere tavsiye ederim.

----SPOILER----

12.bölüme kadar çeviri ile izlemiş olanlar zaten aşağıdaki videoyu 10.bölümde görmüşlerdir. Burada gerçeklerin ortaya çıktığı anı yaşayan Ji Na'nın gözünden olayları görüyoruz. Ji Na'nın annesinin Kang Chil'in manevi olarak ilk aşkı olduğunu söylemesi onu yıkıyor.


Kan Chil daha sonra karaciğer kanserine yakalanır ve hastalık tüm vücuduna yayılır. Ne kadar güçlü olmaya çalışsa da Kang Chil en sonunda dayanamaz ve annesine sarılıp ağlar.

17.bölüm

Bu son cümleleri aslında en sonda yazmıştım ama spoiler kısmından öncesini okuyacaklar için oraya da yazdım.

Son bölümün son anlarına kadar sonucu bilemediğimiz sürükleyici bir diziydi. Favori dizilerim arasına girdi. 9 puanı verdim bile. İzlemeyenlere tavsiye ederim.



18 Şubat 2012 Cumartesi

Fetih 1453 (2012)

Conquest 1453




Yönetmen: Faruk Aksoy
Yapım Yılı: 2012
Süre: 160 dakika
Türü: Aksiyon, Macera, Dram
Müzik: Oğuz Kaplangı
Senaryo: Atilla Engin, İrfan Saruhan (Senarist)
Yapımcılar: Faruk Aksoy, Faruk Metin
Nam-ı Diğer: Conquest 1453






Oyuncular: Devrim Evin (Sultan II Mehmed)
İbrahim Çelikkol (Ulubatlı Hasan)
Dilek Serbest (Era)
Cengiz Coşkun (Giovanni Giustiniani)
Erden Alkan (Çandarlı Halil Paşa)
Recep Aktuğ (Constantine XI)
Raif Hikmet Çam (Akşemseddin)
Naci Adıgüzel (Gruk Notaras)
Sedat Mert (Zaganos Paşa)
Mustafa Atilla Kunt (Şahabettin Paşa)
Özcan Alişer (Saruca Paşa)
Yılman Babatürk (İshak Paşa)
Murat Sezal (İsa Paşa)
Faik Aksoy (Karaca Paşa)
Hüseyin Santur (Baltaoğlu Süleyman Paşa)
Namık Kemal Yiğittürk (Molla Hüsrev)
Öner As (Molla Gürani)
Halis Bayraktaroğlu (Kurtçu Doğan)
İzzet Çivril (Kardinal İsidor)
Ali Rıza Soydan (Papa Nicholas V)
Şahika Koldemir (Gülbahar Hatun)
Songül Kaya (Emine Hatun)
Adnan Kürkçü (Papaz Genadius)



Filmin konusuna çok fazla girmeyeceğim zaten çoğu kişi biliyordur. İstanbul'un 1453 yılında fethedilişini anlatıyor film.


Olaylar olduğu gibi filme yansıtılmış. Saptırma filan olmadığı için en başta artı puan alıyor. Çünkü biz türkler tarihin saptırılarak aktarılmasından hoşlanmıyoruz. Bunun yüzünden saçma sapan muhabbetler dönüyor ortalıkta. 17 milyon dolar harcanarak çekilen film hakkını veriyor. Kıyafetler, silahlar, sesler tam anlamıyla olmuş. Çok az da olsa beğenmediğim kısımlar vardı. Bazı mekanlar çok yapmacık durmuş. Bilgisayar destekli olduğu belli oluyor. Film çok uzun olduğu için mutlaka verilen arayı değerlendirin yoksa benim gibi darlanırsınız. Yeri değil ama sinemada uyuz olduğum şeyleri yazmazsam duramam. Taksim AFM'de izledim filmi. Ne zaman bir sinemaya gitsem arkama bir kadın oturur ve illa o bacaklarını bir o yana bir bu yana üst üste atarak benim koltuğu tekmeler filme konsantre olmamı engeller. Deliriyorum böylelerine. Ulan benim bacaklarım nerdeyse herkesten uzun ben milleti rahatsız edici şekilde koltuklarını gidipte tepiklemiyorum. Çok rahat sığıyorum. Sizin derdiniz ne anlamıyorum ki? Birde yanımda iki tane tip vardı devamlı bir telefonla uğraşıyorlardı. Bir o alıyor bir o. Işığı gözüne vuruyor konsantrasyonun yerlerde yine. 


Neyse bu serzenişlerimden sonra konuya dönelim. Filmin sonunu çok çabuk oldu bittiye getirmişler. Mekanlardaki yapmacılık ve bu aceleye getirilen sonu yüzünden filmden 1 puan kırdım ve 9 puan verdim. Hollywood filmlerini aratmayacak güzel savaş sahneleri var. Osmanlıyı doğru bir şekilde aktarmaları da güzel olmuş. Biraz görsel ile yazımı sonlandırmadan önce mutlaka izleyin diyorum. Ama arkanızdaki sağınızdaki solunuzdakileri iyi seçin :) Toplu halde filan gidin ne bileyim.


Not: Film Türkiyede 980 salonda birden yayınlanıyor. Salonlar her yerde tıklım tıklım. Filme dünya çapında çok yoğun ilgi var. Yayınlanacağı ülkeler bir hayli fazla. Almanya, Hollanda, Belçika, Endonezya, Malezya, Rusya, Arnavutluk, Sırbistan, Bosna-Hersek, Makedonya, Yunanistan, Tayland, Güney Kore, Japonya ve Amerika bunlardan bazıları.




13 Şubat 2012 Pazartesi

Benim hare(mim)

Evet daha önce mimlenip her seferinde ya yarıda kalan yada vazgeçilen mimlerden sonra kimse beni mimlememiş haliyle. Aslında bu harem bildiğimizden farklı. Erkeklerin olduğu bir harem! Korkmayın ben öyle yapmayacağım tabii ki. Erkeklerden harem mi olurmuş? Haremlik selamlık erkek gördünüz mü siz hiç :) Harem mi kaldı aslında dediğinizi duyar gibiyim neyse ben de beğendiğim bayan oyuncuları yazarak buna dahil oluyorum efendim. Eğer fazla yorum gelmezse bundan sonra mim yazmam ona göre :) Harem öyle olmaz böyle olur!

Kural: 10 tane beğendiğimiz oyuncuyu yazmak. Sadece çekiklerden olması lazım sanırım. Herkes öyle yaptığına göre ben de öyle yapayım.

Tersten başlayarak ilk oyuncuya doğru yazıyorum. 

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Birbirinden ilginç bir o kadar da farklı yapımlarda oynayan ve her seferinde oyunculuğuyla bizleri büyüleyen Su-Jeong Lim. Bunun neresi güzel dediğinizi duyar gibiyim. O yüzden 10.sırada zaten. Oyunculuk olarak koysam belki de zirvede olurdu :)

10. Su-Jeong Lim
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Önceleri pek sevemediğim ama tuhaf bir çekiciliği olduğunu düşündüğüm daha sonra Gumiho dizisindeki şirinlikleriyle göze girmeyi başarmış bir hatun var sırada. Shin min-ah. Evet beklediğiniz gibi zirvelerde değil benim için :)

9. Shin min-ah

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Bu hatun kişilikte güzelliğinden daha çok oyunculuğu ile kendine burada yer bulanlardan. Şimdi tekrar bakıyorum da bu listede olmayabilirmiş bile sanki. 8.sırada Kim Ha-neul

8. Kim Ha-neul

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Bu hatuna da sadece kısa saçın yakıştığını söylemeliyim. Geçen yıl oyunculuğunun zirvesine çıkan bu kişi Ha Ji-won'dan başkası değil. Secret Garden dizisinde oynayana kadar bir çok yapımda yer almış ama bu kadar parlayamamıştı.

7. Ha Ji-won


------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Korelilerin arasına bir Tayvanlı serpiştirdim :) Oynadığı filmlerden daha çok çekiciliğiyle ön planda olan bu oyuncu son yıllarda bunu da kırarak oyunculukta iyi olduğunu gösteriyor. 6.sırada Qi Shu var.


6. Qi Shu

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Bazıları tarafından taşlanacağım biliyorum ama oyunculuğundan daha çok güzelliğiyle ön plana çıktığını düşünüyorum. Oynadığı filmlerde onun şansına süper hikayeleri olan filmlerdi. 2004'den sonra hiç bir filmini ve dizisini izlemedim. Evet bu isim Son Ye-jin.

5. Son Ye-jin


------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Şimdiki oyuncumuz kadife gibi bir sese sahip. Konuşma tarzı insanı acayip rahatlatıyor. Birde şarkı söylediği anda duyacaksınız siz onu. Kırk yıllık şarkıcılara taş çıkartıyor. Oyunculuğunu da beğendiğim bir kişilik Kim Ah-jung.

4. Kim Ah-jung

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

2009 senesine kadar varlığından haberim olmayan hatundur kendisi. Ta ki Kore'nin en büyük bütçesi ile çekilen dizisi olan Iris'e kadar. Bahsettiğim kişi tahmin ettiğiniz gibi Kim Tae-hee. Evet buralarda zorlanmaya başladım kabul :)

3.Kim Tae-hee

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

2 numarayı alacak hatun eleştirilemeyecek değil tabii ki. Hatta o kadar ki makyaj güzeli olduğunu bile söyleyebilirim. Çünkü güzel olduğu kadar çirkin gözükebilen bir kişi kendisi. Makyajsız hali berbat. Bahsettiğim oyuncu Jeong ryeo-won.

2.Jeong Ryeo-won

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Ve geldik 1 numaraya... Tahmin etmeniz zor olmayacak. Şimdilerde eskisi kadar çekici ve güzel gözükmese de zamanında oynadığı filmlerde kalbimizde yer etmiş. Güzel bir filmi çıksa da izlesek dediğimiz güzelimiz Gianna Jun veya asıl adıyla Jun Ji-hyun. Zafer senin Gianna hareketini yapabilirsin :)

1.Gianna Jun

12 Şubat 2012 Pazar

Berlin Kaplanı (2012)


Tür: Komedi
Oyuncular: Ata Demirer (Ayhan), Tarık Ünlüoğlu (Cemal), Necati Bilgiç (Nurettin), Nihal Yalçın (Elvan), Özlem Türkad (Pakize), Mert Aran (Fatih), Cemil Özbayer, Cengiz Bozkurt, Orhan Güner, Yaman Tüzcet, Tim Seyfi, Selahattin Taşdöğen, Ayhan Özçelik, Orhan Güner, Carlos Hein (Emir Slavic ), Onur Buldu, Tonguç Oksal, Bülent Seyran
Senaryo: Ata Demirer
Yönetmen: Hakan Algül

Uzun zaman sonra bu filmle sinemaya tekrar uğradım. Eyyvah Eyvah'daki başarısından sonra çıtayı yükselten Ata Demirer'den bu yönde iyi bir film bekliyordu herkes. Filmin konusuna geçmeden önce bu beklentinizi bir kenara bırakıp izlemenizi tavsiye ederim.

Konu: Ayhan Kaplan Almanya'da boksörlük yapan bir türktür. Antrenörü Cemal ile ayakta kalmaya çalışıyorlardır. Sponsoru olan adam devamlı yenilen Ayhan yüzünden zarar ediyordur. Bir gün oynadığı bir bahis yüzünden Ayhan Kaplan'ın yenilmesini ister ve yenilirse 18.000 Euro alacaklarını söyler. Kaplan bunu kendine yediremese de kabul etmek zorunda kalır. Bokstan artan zamanlarında korumalık yapan Kaplan'ın kapalı alan fobisi vardır. Panik atakları başladığında gözü kimseyi görmeden oraya buraya saldırmaktadır. Şike yapacağı maçta da tam yenileceği sırada panik atağı tutar ve rakibini iki üç yumrukta yere indirir. Başı beladadır çünkü yenilmesi gereken maçı kazanmıştır. Sponsorunu daha fazla zarara sokan Kaplan arka kapıdan antrenörü ile kaçar. Ne yapacağını bilemez bir haldeyken Türkiye'den eniştesi onu ziyarete gelmiştir. Eniştesini peşine taktırılan bir adam zannettiği için bir güzel döver :) Eniştesi ona Türkiye'ye gelmesini söyler. Gizli amacını söylemez tabii. Türkiye'ye dönen Kaplan'ın hayatı hiç ummadığı kadar güzelleşiyordur. Ancak hala borcu vardır ve antrenörünün ayağına sıkmışlardır. Parayı bulmak için yollar ararken şansı döner gibi olur ama gerçekler ortaya çıkınca buranın aslında onun için güzel bir yer olmadığını anlar.

Filmde Almanya ve Türkiye karşılaştırmaları bol bol yapılmış. Almanya'nın otomatik işleyen her şeyi disiplinine vurgu yapılmış. Bazı küçük espriler de mevcut. Mesela Ata Demirer Elvan ismindeki kıza Arap CD'sine ne denir diyor. O da bilemiyor ve cevabı patlatıyor. LCD :) En çok güldüren kısımları ise hoca ile olan diyaloglarıydı :) İzleyince anlarsınız ne demek istediğimi. İzleyecek olanlara iyi seyirler. İzlemeyecek olanlar da günün birinde TV'de izleyecektir mutlaka. Ortalama bir filmdi. Çok fazla güldürmedi.

6 Şubat 2012 Pazartesi

Blind (2011)

Kör


Yetimhanede küçük kardeşiyle büyüyen Min Su-ah polis akademisinde eğitim görüyordur. Kardeşi haylaz biri olduğu için onu eve sokmak zordur. Bir gün dans ettiği bardan zorla onu alarak eve götürmek ister ve araca binerler. Kaçmaması için bileğine kelepçe takar ve kelepçenin diğer kısmını araç içindeki elle tutunacak yere bağlar. Yolda iki kardeş tartışırken dikkati dağılan Min Su-ah aracıyla kaza yapar.
 Kendisi araçtan fırlar ama kardeşi araç içinde kalmıştır. Araç köprüden salınır vaziyettedir ve kardeşi yardım için yalvarıyordur. Yaralı halde ona yardım etmeye giderken daha fazla dayanamaz ve bayılır. O esnada araç köprüden alt yola düşer ve kardeşi ölür. Aradan üç yıl geçmiştir ve kazadan sonra Min Su-ah kör olmuştur. Kardeşinin ölümünden de sorumlu olduğu için kendini suçlu hissediyordur. Bir gün yetimhane ziyaretinden dönerken şiddetli bir yağmur başlar ve engelliler için hizmet veren taksi gecikir.

Durakta saatlerce bekleyen Su-ah'ya sonunda bir araç yanaşır ve şoför nereye gideceğini sorar. Su-ah onu taksi zanneder ve biner. Yolda giderken tuhaflıkların farkına varan Su-ah biraz sonra olacak bir vur-kaç olayına da tanıklık edecektir. Kör olduğu için çarpılan şeyin bir insan olduğunu sesten anlamıştır. Kazadan sonra aracın bagajına konduğunu da. Şoför ısrarla önemli bir şey olmadığını bir köpek olduğunu söylüyordur ama Su-ah inanmaz ve telefonuna davranır. Adam panikler ve telefona müdahale eder. Tehlikeyi fark eden Su-ah polislikten kalma bir beceri sayesinde adamın bileğini büker ve araca yaslar. O esnada gelen başka bir aracı gören şoför kaçar. Su-ah'da böylece o olaydan kurtulur. Ama peşini bırakmaz ve polise ihbar eder. Polis ilk başta inanmasa da gelen kayıp ihbarları üzerine bir dedektif görevlendirilir ve Su-ah'ya yardımcı olmaya çalışır. Aradıkları kişinin bir seri katil olduğunu ve neler yapabileceğini bilmiyorlardır.



Tempolu ve sıkmadan izleten bir gerilim filmiydi. Senaryodaki bazı türk usulü nedenlerden dolayı ortalamanın bir basamak üstünde kalıyor film. Ha-neul Kim'i görmek güzeldi ayrıca :)

Uzun zamandır izlenecekler arasında tutuyordum. Tavsiye üzerine öne aldım dün. Tavsiye eden arkadaşlara, çevirisini yapan selsi ve sadness'a teşekkürler :)

2 Şubat 2012 Perşembe

Midnight in Paris (2011)

Paris'te Gece Yarısı



Nişanlısının ailesi ile bir iş gezisi için Paris'e gelen Gil ve onun gözünden Paris'in güzelliklerini görüyoruz filmde. Filmin yarısına yakını bununla geçiyor ve ta ki bir gece yarısı yalnız başına dolaşırken gong sesini duyana kadar. Sokaktan geçen eski görünümlü bir arabaya davet ediyorlar onu ve o da onlara katılıyor.

Gil, Hollywood'da yazarlık yapmaya çalışan bir adamdır. Ama bir türlü işine konsantre olamıyordur. Bunun için birilerinden yardım alması gerektiğini hissediyordur. O gece bindiği tarihi araba aslında onu 1920'li yıllara götürüyordur. Gördüğü kişiler hep ünlü kişilerdir. O dönemde yaşamış bir çok yazar, ressam vs sanatla ilgilenen bir ton kişiyle karşılaşacaktır her gece. Kitabında yazacağı şeyler için görüş bile alır ve ona göre şekillendirir. Hatta o dönemden bir kıza bile aşık olur. Aşık olduğu kızın yazdığı kitabı gündüz bir seyyar kitap satıcısında bulur ve hiç bilmediği fransızca olan kitabı daha önce tanıştığı müze görevlisi kadına tercüme ettirir. Kitapta kendi ismi geçiyordur. Ve kızın ona aşık olduğunu yazıyordur. Daha sonra olanları da yazmıştır. İyice gaza gelen Gil kendini o geceye hazırlar. Sonu ile ilgili ipucu vermiyorum ama eğlenceli diyebileceğim bir filmdi. Komedi, romantizm ve fantazi öğelerinin harmanlandığı bir yapım. Filmde beni en çok güldüren kısım Salvador Dali karakterini oynayan Adrien Brody oldu.

-Başka bir zamandan bir kadına aşık olan bir adam.
(Bunuel) -Fotoğrafı görebiliyorum.
(Pender) -Ben filmi görüyorum.
(Dali) -Bense bir... gergedan görüyorum.

Anlayacağınız Salvador Dali kafayı gergedanlarla bozmuş :)

Filmde yaşananların gerçekliğini vurgulamak için Gil'in nişanlısı Inez'in babasının peşine taktığı dedektifin onu izlerken eski zamanlarda hapsolup kaldığını bize göstermişler. Bu da güzeldi. Lakin film bir şaheser değil. Filmde beğendiğim başka bir şeyse Rachel McAdams'ın yüz güzelliği. Ne hoş bir kadın olmuş filmde :) Büyük bir resmini vereyim o halde. Bu filmin oscar için fazla şansı olmadığını da söyleyeyim. Son olarak keşke Gil nişanlısına ikinci kez bunun gerçekten olduğunu göstermek için bir şans verseydi iyi olurdu diyorum. İlk denemesinde becerememiş ve kendini deli sanmasını sağlamıştı çünkü.


Newer Posts Older Posts